Tirimujgan-Firuzağa'nın en güzel kadını

Just another WordPress.com weblog

atos portos aramis Ekim 5, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan Üçlüsü — lunatic @ 9:58 pm

Resim 159Resim 161

Resim 116

Resim 165

Resim 126Resim 148

Resim 145

Resim 155Resim 124

Resim 111

 

Tirimüjgan’ın hayat hikayesi Eylül 30, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — lunatic @ 10:53 am
Sultan Abdülmecit

Sultan Abdülmecit

Tirimüjgan (1819?-3 Ekim 1852)

Ölüm tarihini 26 Nisan 1853 olarak gösteren kaynaklar da vardır. Abdülmecid’in ikinci kadınefendisi ve II. Abdülhamid’in öz annesidir. Kafkasya’daki Çerkez kabilelerinden Şapsıhlara mensup olduğunu, saray hareminin aynı kabileden yaşlı kalfaları anlatırmış. Abdülhamid de Şapsıhlı cariyelere “-validemin soyundan” dermiş. ıı. Abdülhamid’in padişahlığında, karşıtları salt kendisini kötülemek için saraylıların dedikodularını ciddiye alarak Tirimüjgan’ın Ermeni asıllı olduğunu yaymaya çalışmışlardır. Ali Saib, Abdülhamid’in Evail-i Saltanat adlı yapıtında, Tirimüjgan’ın Ermeni asıllı olmadığını; asıl adı Çandır olup saray hareminde hizmet cariyesi iken her nasılsa Abdülmecid’in dikkatini çekip kadınefendileri arasında yer aldığını yazar.

Yeşil-ela gözlü, beyaz tenli, kumral saçlı, narin endamlı, ince belli, elleri ayakları harikulade olan bu Çerkez kızının, ince yapılı ve hassas Tirimüjgan’ın, Abdülmecid ailesine kattığı bir sultan ile iki şehzade; 1840′ta eski Çırağan Sarayında doğurduğu Naime Sultan ile Abdülhamid ve Mehmet Abid Efendidir. Fakat Naime Sultan üç yaşında, Abid Efendi de ayını doldurmadan ölmüş. Tirimüjgan Kadınefendi de yakalandığı veremden kurtulamamış. Bir seferinde, Sultan’ın koynunda iken öksürmüş ve ağzından kan gelmiş. Abdülmecid, verem olduğunu anlayarak Tirimüjgan’ı bir daha yatağına almamış (Kaderin cilvesine bakın ki kendisi de 39 yaşında veremden ölmüştür). Eski Çırağan Sarayı’nın fer’iye dairesinde veya hava değişimi için götürüldüğü eski Beylerbeyi Sarayı’nda, otuz yaşlarında iken ölmüş; Yeni Cami Havatin Türbesine gömülmüştür. Tirimüjgan’ı tedaviyle görevlendirilen Zoğrafos’un bir anısına göre, o zaman on yaşında olan şehzade Abdülhamid, ölen annesinin odasına gizlice girerek yüzündeki örtüyü çekerek son kez annesine bakmış. denecek o ki, onca güzelliğine karşın Tirimüjgan, Abdülmecid’e mutluluk yerine üç ölüm acısı birden yaşatmış, hayatta kalan oğlu Abdülhamid’i de öksüz bırakmıştır -ki oğlu Abdülhamid ileride Osmanlı Tarihi’nin en tartışılır padişahlarından biri olacak ve belki de hakkında en çok yazı yazılan ve değerlendirilen Osmanlı Padişahı olacaktır.

Abdülmecid’in çiçekten ölen kızı Naime Sultan’ın acısından dolayı, tebaasının çocuklarına çiçek aşısı yaptırttığını anılarında yazan özel doktoru Spitzer, ilk defa 1845 baharında, yani Naime Sultan’ın ölümünden sonra Büyükçekmece’de uygulanan çiçek aşısı kampanyasında bizzat padişahın da bulunduğunu yazar.

TirimüjganIn oğlu II. Abdülhamid

TirimüjganIn oğlu II. Abdülhamid

 

terasta buldu mehmet beni… Eylül 28, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — lunatic @ 7:37 pm

IMG_6793IMG_6772

 

coming home Eylül 28, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — lunatic @ 4:40 pm

the spinning top albümünün internet üzerinden illegal indirimi tamamlandıktan sonra (türkiye’de basılmadı yoksa gider alırdım valla – hadi len!) yola çıkacak, tir-i müjgan’a varacak.

 

Sarhoş Denemeler Eylül 28, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — mehmetokuroglu @ 10:52 am
      
                                                     Sarhoş denemeler       Sarhoş denemler                                          
                                                                             Sarhoş DenemelerSarhoş Denemeler
Sarhoş denemelerden fotoğrafları ekliyorum şimdilik.yazıyı da en kısa zamanda belki başka bir sorhoşluk anında yine deneme olarak ekleyeceğim..(bu arada sayfada yaptığım ilk eylem olduğu için de ayrı bir heyecan içerisndeyim..)
(Bunkların Tir-i Müjganla ne alakası var arkadaşım demeyin,bunlara sebebiyet veren kendileri.daha ne!..)

 

 
 

Olum Tir-i Müjganı çok özledim lan!.. Eylül 24, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — omerharmankaya @ 11:07 am

SDC10698 Dün gece saat 19:00′da yola çıktım Antalya’dan. Uçak bileti denk getiremediğim için (yalan aslında gayette alırdım da, çok geldi lan parası gözüme  ama artık tövbe (ya da tevbe) 8 saatten uzun yolculuklara ya çıkmayacam ya da havayolu şart (zeplin, meplin ne denk gelirse artık))

Bir gün önceden de kırdığım çanağım ve onunla beraber hasıl olmuş g.t ağrım ve ben, bildiğiniz eziyetli bir yolculuktan sonra (eziyete dahil olanları sayıyorum; önüm de oturan evli çiftin 8 aylık, uyumayan ve sabah kadar ağlayan oğlu ve  her molada ama bakın dikkatinizi çekerim her molada (5 dakka içinde inmeyiver be adam, nabcan lan 5 dakkada aşşağıda, bi de otobüs belediye otobüsünden halliceydi her yerde durdu..) aşağıya inmekte ısrar eden ve TV’de yayınlanan Behzat Uygur’un sunduğu gerizekalı bir programa katıla katıla gülerek beni uyandıran, yanımda oturan adam (gerçi daha çok ayaktaydı kendisi.. te allaam ya)) zabah “Alibeyköy’e indik..

Allaam bir mekan bu kadar mı gürültülü olur.. Koşarak kaçmak istedim hemen ama G.tüm dedi ki:  “Duur bakalım genç nereye, seni en az 3-5 gün daha belini tutarak yürütecem.. nereye koşuyosun.. ” (insan g.tüyle mücadeleye girmeyecek arkadaş son 3 günde bunu anladım) Haklı tabi.. Heycanlı ergen gibi merdivenden koştururken üzerine düşünce kızdı biraz, bişey diyemiyorum.. (Koca g.t ne diyecen.. Bebek poposu değil ki iki çarpsanda şuraya otursa (vaay.. metafora gel : )) Neyse.. Bindik servise, geldik taksime..

Yemin ediyorum sevgili okur!.. (umarım memet ve sinandan başka okuyan birileri vardır : ) Eve giden yolda ağrı mağrı kalmadı.. Yokuştan inerken bile biraz zorlamama rağmen sesini çıkarmadı sağolsun bizimki.. Eve bi vardım.. Kapıyı açtım.. Resmen bi iki tur döndüm evi.. Mutfağa girdim.. Dolabı açtım kapadım 3-5 kez.. Ooo!.. Muhabbet sehpasının üstünde bi kase şeker.. İki çeşit.. Bi susamlı, bi de sütlü yuvarlaklardan.. Kim aldı bilmiyorum ama sabah, sabah acayip sevindirdi beni..  Odama daha girmedim düşün.. Girdim yattım az.. Filan derken.. Her güzel şeyinde bir sonu var..  Armağan’ın çalan alarmı beni gerçekliğe dönderdi (evet dönderdi ne var.. alla alla : ) İş vardı.. Yatamazdım.. Evimde kalamazdım.. Yatağıma uzuun, uzun baktım ve lap-top çantamı aldığım gibi arkama bakmadan çıktım evden.. (koşarak değil ama nereye koşuyosun!..)

Velhasılıkelam (buraya arada böyle arapça bişeyler yazmak gerekiyor, yoksa kızıyor Tir-i Müjgan ablam) şu anda “akşam olsa da evime gitsem..” diye bekleyen bir garibin can sıkıntısından yazdıklarını okudunuz..

Saygılar, sevgiler, esenlikler..

Not: Bi de Sinan Memo’nun odasına “Hoşgeldin” temalı bir not bırakmış.. Bakalım bana da yazacak mı merakla bekliyorum : ) Eğer yazmazsa akşam evde olay var, ayrıntıları yarın paylaşırım bu adreste : D

 

coming home Eylül 22, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — lunatic @ 10:40 pm

bob dylan’dan geliyor: things have changed…

yarın trabzon’a değil, evime tir-i müjgan’a dönüyorum..

 

tir-i müjgan’da yalnız bir bayram Eylül 22, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — lunatic @ 9:27 pm

“bundan seneler önce bayramlar şöyleydi efendim…” diyecek kadar ne yaşlı biriyim ne de öyle bir klişenin tuzağına düşmek istemem; mazallah ev arkadaşlarım tefe koyup çalarlar beni…

velhasıl bu bayram benim için pek bir buruk geçti… ne değişen zaman ne de bazı değerlerin kaybolması değildi benim için sorun…aileden ayrı bir bayramdı; bu da hayatımda bir ilk oldu. bir bayram sabahına tek başıma uyandım.

bayram yaklaşırken önce hem mehmet’in hem de ömer’in bayramı aileleriyle birlikte geçireceğini öğrendim.ardından da annem ve babamın memleket tatillerini uzattıklarını, bu bayramda burada olmayacaklarını öğrenince biraz kederlendim. oysa bu bayramı kutlamaya bir hak göremiyorum kendimde. oruç tutmadım; ne de kurban bayramında birkaç arkadaşla bir ineğe girecek değilim. ruhumun vicdanlı yanı, bunları yapmıyorsam bu bayramları gerçek anlamıyla beklemek ve yaşamayı da uygun görmüyor kendine; allahtan o kadar yüzsüz değilim… belki saçma gelecek biliyorum ama ateistlerin bayramlarda tatil yapmalarını, en hafif ifadesiyle, ikiyüzlülük olarak görüyorum ama kimi nasıl ayıracaksın öyle değil mi? ya da bu ayrımın uzun vadede yol açacağı ne gibi sorunlar olacak? sonuç olarak her ayrım, oluşacak bir kavganın tohumudur bence. öhöm öhöm!….:)

cuma akşamı saat 21 sularında mehmet’i yolcu ettik. 3 saat sonra da ömer’e gümüşsuyuna, yazıhanesine kadar eşlik ettim. servisi beklerken, üçüncü boğaz köprüsü projesinden, semt-i meşhur tophane’den ve adnan medreses’ten bahsettik (evet aynen, biz böyleyiz. kendi aramızda hiç gülmez, kaşlar hafif çatık bol jargonlu siyasi konuşmalar yaparız; aslında geyikten de hiç hoşlanmayız!). o da servise binip gittikten sonra yavaş yavaş tir-i müjgan’ıma geri dönerken yolda kendimi ahmet kaya efendinin “be dert beni verem eder” şarkısını söylerken buldum. evet, yalnızlık değildi olay; günlerden beri kendimi resmen zorladığım “yalnızım ulan ben” şımarıklığına girmiştim en sonunda.

peki  mehmet ve ömer yokken ne yaptım? arife günü armağan’la kendimizi eminönüne attık ve yalnızım ben şımarıklığının verdiği güçle kendime mahmutbey’den ropdöşambr, sirkeci’den mat, mısır çarşısıdan da kestane balı, zerdeçal, zencefil ve “hım” diye isimlendirilmiş ufak bir şişe esans aldım. o kadar yoruldum ki şımarıklığımın etkisiyle akşam oyuna da çıkmadım; cihan, sağolsun, vekilharçlık yaptı bana. armağan’la uzun ama az içkili bir geceden sonra, kahve bile yapamadan yataklarımıza dağıldık…

…ve bayram sabahı. nothing more, nothing else demiş ingiliz atalarımız. öylesine bir sabahtı işte. hafif bir kahvaltı ardından bir bayram günü yapılacak en son şeyi yaptık? gittik ve işimizi yaptık. 7 saatlik bir çalışma… böylece hak etmediğim bayramı da gönül rahatlığıyla hak etmeyerek geçirmiş oldum.

ben bayramı hak etmesem de hak edenleri tebrik etmek de boynumun borcudur. çalışmadan sonra kalktım şirinevler’e gittim. ilkay’ın evinin nerde olduğunu tahmin etmeye çalışarak gittiğim halamlarda pek hoş karşılandım. kaybolmuş bir aile ferdinin yıllar sonra geri dönmesi gibi gittim oraya ve öyle de karşılandım (bu cümlede bir anlatım bozukluğu olacak).  kucaklaştık, hoş beş sohbet arından,teyzemlere geçtim. orada, küçük kuzenimin kendinden birkaç yaş büyük arkadaşı ve amcamlarım aile dostlarının(şirinevler’de aile dostu kavramını ilk ben kullanmış olabilirim; orijinali için, uzun yıllardır süren bir komşuluk diyelim) kızı büşra’nın ingilizce hocasının bizim ilkay olduğunu öğrendim. evet halamdan sonra ziyaret ettiğim teyzemden, amcamın komşusunun kızının hocasının ilkay olduğunu öğrendim. bizim ilkay anlaşılan şirinevler’de depo ile bayağı bir sükse yapmışa benziyor:)

ikinci gün üsküdar’a diğer teyzeme gittim, orada şirinevler’de ki teyzemi bir daha gördüm, aynı zamanda bir diğer teyzem daha oradaydı ve de eniştelerim… gayet aile odaklı muhabbetlere hep bir bilgelikle yaklaştım, kuzenlerimle çocuk oldum, yaşlılara saygı gösterdim, teyzemleri bol bol öptüm, şakalaştık ve iyi aile çocuğu rolümle haneme bir sürü artı kattım.

ikinci günün akşamı çok tuhaftı. eğer jean-jack rousseau olsaydım tüm çıplaklığıyla her şeyi burada anlatırdım; ama değilim…

üçünü gün yine yota’da çalışmamız vardı. erken çıktım çünkü akşamına annemler evlerine geliyorlardı en sonunda, onları karşılamaya maltepe’ye gittim -ki gittim demek tuhaf, aslında geldim demeliyim, zira yazıyı şu an babamın bilgisayarından yazıyorum (babamın bilgisayarı diyerek de adamcağıza ne misyon yükledim, oysa paşa gibi yine benim bilgisayarım ama artık onlarla yaşamadığımdan babamın oldu; ama aslına bakarsanız babamdan çok annem kullanıyor… o kadar manasızlaştım ki bunları yazarak, neredeyse ikinci bir alpay erdem oldum. -merhaba!)

evet bayram bitiyor; aslında başka ayrıntılar da var örneğin annem geldi ve sabah yeniden trabzon’a gidiyor, üstelik yanında ben de gidiyorum. nerden çıktı değil mi? hayat işte…

tir-i müjgan’la ikimizin bayramda pek bir olayı olmadı sanırım. tir-i müjganla beraberlik en güzel, üç kişi beraber olduğumuzda yaşanıyor.* bu da böyle biline…

*itinayla göt yalanır:))

 

it’s ok to eat fish coz they don’t have any feelings… Eylül 20, 2009

Filed under: Cumbada Yemek — tirimujgan @ 8:38 am

PICT0034

 

ilk teras keyfi sonrası Eylül 18, 2009

Filed under: Tir-i Müjgan — tirimujgan @ 11:01 pm

PICT0036

 

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.